Akne, yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığı. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir. Komedon oluştuktan sonra, normalde de cildimizde bulunan propionibacterium acnes adlı bakteri buraya yerleşir ve akne oluşumuna katkıda bulunur.

Sivilce Nedir

Genellikle akne ergenlik döneminde başlar ve 16 yaşındaki gençlerin %83’ünde farklı klinik derecelerde akne vardır. Akne insidansı %30 ile %66 arasında değişmektedir. Kızlarda en sık 14-17 yaşları arası, erkeklerde ise 16-19 yaşları arasında görülmektedir. Gençlerin %15’inde majör akne denilen klinik form, %85’inde ise daha hafif olan minör form görülmektedir. Erken ergenlik dönemdeki gençlerin hemen hemen %80’inde komedonlar gözlenmektedir. Aknenin hangi yaştan itibaren kendiliğinden gerilediğine dair fazla yayın yoktur. Ancak genellikle 20’li yaşlardan itibaren gerilemeye başladığı bilinmektedir. Bununla beraber 40 yaşına kadar tedaviye ihtiyacı olan hastalar da mevcuttur. Bu hastaların çoğunu kadınlar oluşturmaktadır.

Genetik Faktörler

Aknenin kalıtımla ilişkisine sıklıkla değinilmektedir, bununla beraber elde kesin denilecek kanıtlar bulunmamaktadır. Tek yumurta ikizleri ile yapılmış bazı çalışmalarda ikizlerin %97.9’unun her ikisinin de akne şikayeti olduğu saptanmıştır. Ancak ayrı yumurta ikizleri ile aynı çalışma tekrarlandığında bu oranın %45.8’e düştüğü görülmüştür. Ayrıca, tek yumurta ikizlerinin bile sebum salgılama hızları yakın bulunmakla beraber akne lezyonlarının yaygınlık ve derecelerinin aynı olmadığı gösterilmiştir. Bu da genetik bir yatkınlık zemini olmakla beraber akne gelişimi ve yaygınlığını etkileyebilecek dış etkenlerin de önemli olduğunu göstermektedir. Ayrı yumurta ikizlerinde ise sebum salgılama hızları da akne gelişme sıklık ve şiddetleri de farklılıklar göstermektedir.

Bazı dermatologlar aknenin tek bir hastalık olmadığını, klasik tanımı aşan, geniş spektrumu olan bir durum olduğuna inanmaktadır. Gerçekten de hastaların bir kısmı sadece yüz bölgesindeki lezyonlardan yakınmaktadır, bir kısmının ise yüzünde hiç akne yokken gövdede akne lezyonları mevcuttur. Bazı hastalarda inflame lezyonlar çoğunlukta iken bazılarında ise durum tam tersidir. Bir grup hastada çok yağlı bir cilt ve tek tük lezyonlar görülürken, bir kısmında ciddi akne ve çok daha az yağlanma görülebilmektedir. Bu bulgular hastanın yaşının, aknenin süresinin ve aynı zamanda genetik bir yatkınlığın da bu tabloda etkili olabileceğini göstermektedir.

Akneli hastalarda yapılan çalışmalar, ailede akne öyküsünün çok sık bulunduğunu göstermiştir. Dikkat çekici bir bulgu olarak, bir çalışmada akneli hastalar ve yakınlarında egzama görülme sıklığının normal kontrollere göre anlamlı şekilde düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu, genellikle yağlı cildi olan akneli hastaların, kuru cilde sahip olan atopik hastalara göre egzemadan daha fazla korunduğunu gösterebilir.

Irk Etkisi

Akne ile ırk arasındaki ilişkileri gösteren çok fazla araştırma olmamakla beraber, A.B.D’de zencilerde beyazlara göre aknenin daha az görüldüğü saptanmıştır. Tokyo ve Yokoham’da yapılan bir çalışmada ise Japonlar’da aknenin beyazlara göre daha az görüldüğü tespit edilmiştir.

Hormonal Etki ve Androjenler

Androjenlerin sebase bez gelişimi ve sebum üretiminde etkili oldukları bilinmektedir. Ayrıca androjenler aknede görülen foliküler hiperkeratinizasyondan da sorumlu tutulmaktadır ve bunu kanıtlayan bir olgu olarak anti-androjen tedavi görmüş kadın hastalarda foliküler tıkaçların azaldığı gösterilmiştir. Yapılan çalışmalarda ciddi kistik akneli kızlarda yüksek serum androjen düzeyleri görülebildiği ve bunların konjenital adrenal hiperplazi, over ya da adrenal tümörü veya polikistik over sendromu gibi endokrin bozukluklarının da olabildiği tespit edilmiştir. Buna rağmen akne hastalarının büyük çoğunluğunda serum androjenleri normal düzeylerde bulunmaktadır. Normal kontrollerle karşılaştırıldığında akneli hastaların değerleri daha yüksek olabilmektedir ancak normal sınırlar içindeki yerini korumaktadır. Genellikle tedavilere rezistan yaşlı kadın hastalarda yüksek androjen düzeylerinden şüphelenilmesinin doğru olacağına inanılmaktadır, ancak tüm akneli hastalarda hormonal etkiler olacağını düşündürecek yeterli bulgu bulunmamaktadır. Testosteron 5-alfa redüktaz enzimi yardımıyla dihidrotestosterona dönüşmektedir. Bu dönüşümde sorumlu enzimin akne patogenezinde rolü olabileceği son yıllarda düşünülmüştür. Akneli hastalardan alınan cilt biyopsilerinde artmış 5-alfa redüktaz tespit edilmiştir.

Diyet

Uzun yıllar boyu dermatologlar aknenin diyetle yakın ilişkisi olduğuna inanmış ve diyet kısıtlamalarını tedavi programlarına eklemişlerdir. Yağlı yiyecekler,çikolata, kuruyemiş sıklıkla suçlanmış olan yiyecekler arasında idi. Son yıllarda yapılan çok sayıda yayın ise bunun yanlış olduğunu göstermiştir. Çikolatanın aknenin ciddiyetini ya da sayısını artırıcı etkisi ispatlanamamıştır.

Deneysel olarak diyetteki ekstrem değişiklikler sebum salgılanmasında değişiklikler yapmaktadır. Örneğin düşük kalorili diyetlerin 7-10 gün içinde sebum salgılanma hızını düşürdüğü gösterilmiştir. Aynı zamanda sebumun yapısında da değişikliklere yol açmış, skualen miktarını artırmış, diğer majör yağ komponentlerinin ise azalmasına yol açmıştır. Yapılmış bir başka çalışmada ise aknenin şiddeti ile alınan total kalori, diyetteki yağ, karbonhidrat, protein, mineral veya vitamin dağılımı arasında bir ilişki gösterilememiştir. Kısacası, akne ile diyet arasında eskiden olduğuna inanılan yakın ilişki kanıtlanamamıştır.

Son yıllarda akneli hastaların diyetlerinde çikolata, tatlı, şeker, süt ve yağlı yiyeceklerin kısıtlanması yeniden gündeme gelmiştir. Hastaların bir kısmının bazı yiyeceklerden sonra aknelerinin arttığını ifade etmesine rağmen bu uygulamaları haklı gösterecek yeterli bilimsel dayanak bulunmamaktadır. Bununla beraber hastaların inançları ciddiye alınarak kendilerinin zararlı hissettiği yiyeceklerden kaçınmaları önerilebilmektedir.

Hava Koşulları

Geçtiğimiz uzun yıllar boyunca dermatologlar güneş ışığını akne tedavisinde kullanmışlar ve bu amaçla yapay ultraviyole kullanmışlardır. Emin olunan tek nokta güneş ışıklarının akne lezyonları ve izlerini çok iyi kamufle ettiğidir. Bunun dışında güneş ışığının cilt yüzeyindeki bakterileri baskıladığına ve hafif soyulmaya yol açarak gözeneklerdeki tıkaçları da açabildiğine inanılmıştır. Ancak bu iddialar hala kanıtlanamamıştır. Bazı hastalar aknelerinin yazın daha iyi durumda olduğunu söylemektedir ancak bunun nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Ayrıca şikayetleri yazın artan hastalar da bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda UVB‘nin komedon oluşumunu artırdığı ve bunun da akne şiddetini artırdığı gösterilmiştir. Ayrıca yazın gidilen sıcak ve nemli bölgelerin foliküler oklüzyonu artırdığı bilinmektedir.

Psikolojik Faktörler

Akne için, pek çok cilt hastalığında olduğu gibi, stres bir etiyolojik faktör olabilmektedir. Ayrıca hiç şüphesiz akneye bağlı gelişen anksiyete ve depresyon da özellikle hastalık süresi uzadıkça hastalarda bir sosyal uyum sorunu yaratmaktadır.

Yapılan bir çalışmada stresin tek başına akneyi başlatan bir faktör olmadığı gösterilmiştir. Diğer yandan akneye yatkınlığı olan kişilerde stresin aknenin şiddetlenmesine yol açtığı tespit edilmiştir. Tıp öğrencileri ile yapılan bir başka çalışmada sınav dönemi stresinin aknenin şiddetlenmesine ve/veya tekrarlamasına yol açtığı saptanmıştır. Stresin adrenal steroid salınımını stimüle ettiği, bu hormonların da sebase gland aktivitesini artırdığı ve buna bağlı olarak aknenin şiddetlendiği düşünülmektedir.

Korunma ve Tedavi Yöntemleri

  • Yorgunluk ve stresin; stres hormonlarını ve dolaylı olarak yağ yapımını artırdığı bilinmektedir. Uyku esnasında cilt beslenmekte ve kendini yenilemektedir. Bu yüzden erken yatmaya özen gösterin, yorgunluk ve stresten kaçının.
  • Egzersiz herşeyden önce genel sağlığınız için çok yararlıdır. Kan dolaşımını hızlandırır ve cildinizin de aralarında bulunduğu hayati organlarınıza daha fazla oksijen gitmesini sağlar. Egzersizden sonra yüzünüzde biriken ve bakteriler için ortam yaratan yağ ve teri mutlaka dikkatlice yıkayın. Aksi takdirde aknelerin artması mümkündür.
  • Su, vücudumuzdaki ve cildimizdeki hücrelerin içeriğinin önemli bir bölümünü oluşturur, toksinleri vücudumuzdan atmamızı kolaylaştırır ve besinlerin vücutta taşınmasını sağlar. Su içmek aknelerinizi yok etmez ama cildinizin sağlığını korumaya yardımcı olur.
  • Eğer mümkünse saunalardan ve yağlı yemeklerin pişirildiği sıcak ve havalandırması olmayan mutfaklardan uzak durun. Bu tür ortamlardaki çok miktarda partikül içeren kirli hava ve aşırı terleme cildinizdeki gözeneklerin tıkanmasına neden olarak cilt sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir.
  • Aknelerden etkilenmiş ciltlere gözenekleri tıkayıcı ve tahriş edici yağlar ve kozmetikler sürmeyin.
  • Akneleri sıkmayın, üzerindeki deriyi ve iltihaplı kısımları koparmayın. Ellerinizi sık sık yıkayın. Zaman zaman çok güçlü bir istek duysanız bile aknelerinizi sıkmamaya çalışın. Okurken, televizyon izlerken ya da ders çalışırken ellerinizi yüzünüzden uzak tutun.
  • Yüzünüzü günde iki defa dermatoloğunuzun önerdigi bir sabunla yıkayın. Havlunuzu her gün değiştirin. (Nemli havlu bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır). Spor yaptıktan hemen sonra mutlaka yıkanın.
  • Haftada en az iki kez saçınızı yıkayın. Uyurken saçlarınızı yüzünüzden uzak tutmaya çalışın. Gün içinde saçlarınızı yüzünüze değmeyecek şekilde toplayın.
  • Aşırı güneşlenmeyin. Fazla güneş ışığının cilt sağlığını genel olarak olumsuz etkilediği ve sıklıkla akne lezyonlarını artırdığı bilinmektedir.
  • Traş: Krem yerine traş jeli kullanın. Traş makinası kullanmayın, onun yerine iki ya da üç bıçaklı traş bıçakları kullanın. Sakalların büyüdüğü yöne doğru traş olun. Sakalların yumuşamasını sağlamak için duş alırken ya da duştan hemen sonra traş olun.
  • Sık sık traş olun. Sakal uzamaya başladığında, kıllar, akne iltihabının artmasına neden olabilir. Bu yüzden sık sık traş olmak gerekli.
  • Traş Sonrası Bakım: Kullandığınız “after shave” parfüm içermemeli. Akneli cilt, “after shave”lerin içerdiği alkole karşı duyarlıdır. Akne kremlerinde az miktarda bulunan alkol, cildin pul pul dökülmesine ve kurumasına neden olabilir. En iyisi alkolsüz tonikleri tercih etmektir.
  • Spordan Sonra Bakım: Ergenlik çağındakiler genellikle, katıldıkları sportif faaliyetlerin yoğunluğu yüzünden fazla terlerler. Bu bakımdan, hijyene özel bir önem vermeleri şarttır. Terlemenin ardından yüzün mutlaka yıkanması ve akneye karşı özel sabunlar kullanılması gereklidir.
  • Makyaj: Makyaj için taban oluştururken hafif ve doğal bir zemin yapın. Alerji oluşturmayan, yağsız ve alkolsüz ürünler deneyin. Ağır makyaj, gözenekleri tıkar ve aknenizin daha kötü olmasına neden olur. Onun yerine hafif ve mat bir kapatıcı tercih edin. Cildinizle uyumlu bir tonda kapatıcı kullanın. Böylece cildinizdeki kırmızı lekeleri kapatmış olursunuz. Bu yöntemi sadece çok özel durumlarda deneyin. En doğrusu gözenekleri kapatmamaktır.
  • Piyasada bulunan pek çok yağlı, komedon yapıcı ürün aknenizi şiddetlendirebilir. Eğer yağlı bir cildiniz varsa komedon oluşturmayan (non-komedojenik) ürünleri seçmeniz gerekir. Özellikle su ve yağ çözeltilerinden oluşan, kaolin ve talk gibi yağları emen maddeler içeren ürünleri kullanmanız çok daha iyi sonuçlar verecektir. Ayrıca aknelerini kapatmak için akne tedavi edici madde içeren renkli kremlerden faydalanabilirsiniz. Akneleri kapatmaya çalışmanın yanı sıra, dikkati cildinizden başka bir yere çekin. Renkli bir maskara, eyeliner ve hafif bir far işe yarayacaktır. Dudaklarınızı belirginleştirmek için de parlatıcı kullanabilirsiniz. Eve döndüğünüzde cildinizi iyice temizleyin ve yüzünüzde makyaj kalmadığından emin olun. Gülümsemeyi unutmayın. Hiçbir akne gülüşünüzdeki güzelliği perdeleyemez.
  • Dermatoloğunuzla olan randevularınızı düzenli olarak takip edin. Nelerin denendiğini ve nasıl sonuç verdiğini kaydedin. Sakın tedaviyi yarım bırakmayın.