Kimi zaman bir tesbih tanesi, kimi zaman bir bebeğin kolyesi olan kehribar bir taş mı?.. Tarih boyunca kehribar ne için kullanıldı?..

KEHRİBAR

Milyonlarca yıl önce yaşamış, tropik ve yarı tropik ormanlardaki çok geniş alanlar kaplayan yüksek ağaçların salgıladığı reçinenin fosilleşmiş hali olan kehribar çoğunlukla kozalaklı ağaçların reçinesinden oluşmasının yanı sıra, tropik çiçekli ağaçların reçinesinden de oluşabilir.

Ağaçların bir çeşit korunma mekanizması olan reçine, ağacın gövdesi veya dalı herhangi bir şekilde zarar görürse (atmosferik koşullar, yaşlılık veya iri hayvanlar nedeniyle v.b. dış etkenler), yani kırılıp, yarılırsa kabuksuz dokuların dış etkenlere dayanıksız olduğu bölgeden açığa çıkar. Bu durumda reçine taze yüzeyin kapatılarak iyileştirilmesine çalışıldığı gibi, kendisine zarar verebilecek böcek ve mantar gibi canlıların da reçinenin kendisine has kokusu, tadı ve yapışkanlığı ile ağaçtan uzak tutulmasına çalışılır.

KEHRİBAR 2Bazı hastalıklarını iyileştirmek için salgılama yapmasının yanında yüksek ağaçlarda hızlı büyümenin oluşturduğu tansiyon nedeniyle oluşan boyuna çatlaklardan da bolca reçine salgılanır. Eski çağlarda tropik ve yarı tropik iklim koşullarında yaşayan yüksek ağaçların, iklimin gittikçe yüksek sıcaklıklara ulaşması nedeniyle de bol miktarda reçine ürettikleri düşünülmektedir.

Reçine, onu salgılayan ağaçla birlikte veya tek başına genellikle sel ile lagün, delta veya denizlere taşınır. Burada sedimentlerle (kırıntılı malzeme) birlikte gömülür. Milyonlarca sene boyunca ortama taşınan, bazen yüzlerce metre kalınlık oluşturan çökel malzeme altında kalan reçine, basınç ve sıcaklık koşulları altında sertleşerek kehribara dönüşür.

Kehribarlaşmanın en önemli etkenleri kabul edilen basınç ve sıcaklık yanında reçinenin içine gömüldüğü sedimentlerin türünün de etkili olduğunun düşünülmesine rağmen bu dönüşümün tüm mekanizması henüz anlaşılabilmiş değildir.

KEHRİBAR ÇEŞİTLERİ

Kehribar, renk ve saydamlık derecesi baz alınarak sınıflandırılır. Sarı, turuncu, kırmızı, kahverengi, beyaz, mavi, yeşil ve siyah (diğer renklerin en koyu hali siyah gözükmektedir) en yaygın renklerdir. Saydamlık ise, tam saydam (transparent), yarı saydam (translucent), bulutlu (cloudy), dumanlı (smoky), opak (opaque) gibi terimlerle derecelendirilir.

Saydamlık direkt olarak kehribarın içindeki mikroskobik hava kabarcıklarıyla ilintilidir. Normal olarak reçine saydamdır ancak içinde çok sayıda hava kabarcığı varsa ışık kehribardan geçerken bu kabarcıklara çarparak yansır ve yarı saydam veya opak görüntü verir. Saydam (tranparent) kehribarda neredeyse hiç hava kabarcığı bulunmaz. Yarı saydamda (translucent), bulutlu görünüm yaratan çok sayıda kabarcık bulunur. Opak kehribar genelde sarı ve bejin tonlarındadır.

KEHRİBAR 3KEHRİBARIN YAŞI

İnsanoğlunun kehribarla tanışması, Taş Devri’ne kadar uzanmaktadır. İngiltere’de antik yerleşimlerdeki arkeolojik kazılarda, M.Ö. 11.000 yıllarına ait işlenmiş kehribar bulunmuştur.

Almanya, Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya’da Neolitik (Yeni Taş Devri) döneme ait 100 ayrı yerleşimde kehribar ve kehribardan yapılı objelere rastlanmıştır. Kehribar antik çağların bilinen en eski dekoratif maddesidir.

Kehribarın yaşı, öncelikle içinde oluştuğu jeolojik formasyonların (kil, silt, kum, lignit v.b.) yaşına bağlı olarak belirlenir. Bu formasyonların yaşı, kehribardan bağımsız olarak, içlerinde bulunan karakteristik fosillerin yaşına göre belirlenir. Eğer kehribar içinde yaşı belirlenebilen bir fosil varsa, buradan da bir yaş söylenebilir. Avrupa kıtasında 50 farklı yaşa ait kehribar belirlenmiştir.

Bilinen en eski kehribar 345 milyon yıl yaşında olup, Northumberland Amerika’da bulunmuştur. Fosil bulunduran en eski kehribar ise 146 milyon yıl yaşındadır. Kehribarın dünya üzerinde en bol bulunduğu yaş aralığı 20-65 milyon yıl olup Tersiyer dönemidir.

Baltık bölgesinde Yeni Taş Devri ve Eski Bronz Çağı’nda ham kehribar Prusya Sambia yarımadasında, Litvanya Sventoji köyünde ve Letonya Luban Gölü çevresindeki köylerde olmak üzere 3 ana merkezde işlenmekteydi.

KEHRİBAR 4Antik çağ toplumu ve kültürleri kehribardan çok etkilenmişlerdir. Kehribar özellikleri nedeniyle insanların kalbinde mistik bir yer edinmiştir. Yakıldığında güzel reçine kokusu verdiği için, Aztek ve Maya medeniyetlerinde süs taşı olmasının yanında dini törenlerde tütsü ve buhurdan olarak kullanılmıştır.

Taş devrinden başlayarak kehribar, ticari malzeme olarak kabul görmüş ve takas ürünü olarak değerlendirilmiştir. Romalılar ve Yunanlar şarap, yağ, tuz, ipek, bronz ve altın vererek karşılığında kehribar alıyorlardı.

KEHRİBARIN KULLANIMI

Orta Amerika ve Meksika’da kehribar 5000 yıldan beri bilinmekte olup, süs taşı olarak kullanımının yanında, stresi, üzüntüyü yok eden bir ilaç olarak kabul edilmiştir.

İnsanlar binlerce yıldır, özel güçleri olduğuna inandıkları kehribardan tesbih, tılsım ve dinsel objeler ürettiler.

Avrupa’da Orta Çağ boyunca ana kaynak Baltık Kehribari olmak üzere, tesbih, haç, tanrı ve tanrıça heykelleri üretilirken, 16-17 ve 18. yüzyılda oyma ustaları geleneksel oymacılığın yanında yeni teknikler ve aletler geliştirdiler. Bu dönemde popüler bir sanat haline gelen kehribar işlemeciliği ile ustalar, tornada kesip, parlatıp, şekillendirerek çeşitli figürler, heykeller, şamdan, oyuncak, kilise ve kutsal yerler için dekoratif objeler, armalar, kolyeler, kaplar, kutular, çanaklar, tepsiler, flütler, düğmeler, satranç takımı, saat kabı, pipoların ağızlık kısımları v.b. ürettiler.

KEHRİBAR 5Binlerce yıldan bu yana insanlar, kehribarın çeşitli hastalıkları iyileştirici gücü olduğuna inanmanın ötesinde mistik bir madde olduğuna inanmaktadırlar. Boğaz ağrılarına ve hastalıklarına karşı boyuna takılacak kehribar kolyenin iyi geldiğine, su veya şarapta 2 hafta kadar bekletilen kehribarın suyunu içmenin mide ağrısına, astıma iyi geldiğine ve kanamayı durdurduğuna inanıyorlardı. Koruyucu özelliği nedeniyle kehribar, eski Mısır’da mumyalama işlemlerinde de kullanılmıştır.

Günümüzde de, avuca alınarak ovuşturulan bir kehribar parçasının vücudun gerilimini azaltıp, elektriğini aldığı düşünülmektedir. Kasaya veya cebe konulan kehribarın parayı çekip, zenginlik getireceğine inanılmaktadır.

KEHRİBARIN BAKIMI

Kehribarın en büyük düşmanları oksijen ve ışıktır. Sıcaklık ve ışık oksidasyon işlemini hızlandırırlar. Bunun için nadide ve değerli örnekleri, serin yerde ve güçlü ışıktan uzakta saklamak uygun olur. Kehribarı korumanın en kolay yolu onu üstte taşımaktır. Çünkü, cildin salgıladığı yağ kehribarın yüzeyini kaplayarak oksidasyonu yavaşlatır.

Kehribar verniklenip yüzeyi şeffaf bir tabaka ile kaplanarak oksidasyonu önlenebilir.

Stuttgart’ta Naturkunde Müzesi’ndeki değerli fosiller bulunduran kehribar koleksiyonu, oksijen tahribatından korunmak için şeffaf plastikle kaplanmıştır.

KEHRİBAR 6KEHRİBAR NEYE İYİ GELİR?

Antik Roma’da çeşitli hastalıklara karşı koruyucu olarak kullanılmıştır. Tozu ile bal karışımının boğaz, kulak ve göz rahatsızlıklarına, suyla içilmesinin ise mide hastalıklarına iyi geldiği düşünülmekteydi.

İbni Sina, kehribarı birçok hastalığa ilaç olarak niteliyordu.

Doğu ülkelerindeki inanışa göre de kehribar dumanı, ruhu güçlendiriyor ve cesaret veriyordu.

Orta Çağ’da, sarılığın iyileştirilmesi için kehribar taneleri taşınırdı. Vücut zayıflığına ve cildin sağlıksız rengine bu sarı taşın sihirli güçlerinin engel olacağına inanılıyordu. Doğumu çabuklaştırdığı, yılan ısırmalarına, diş ağrısına, romatizmaya çare olduğu düşünülüyordu.

Litvanya’da yeni doğan bebeklerin tütsülenerek hızlı büyüyüp yetişmesine, yeni evlilerin ise mutlu yaşamasına, savaşa giden erkeklerin zaferle dönmelerinin sağlanmasına etkili olduğu düşünülmekteydi.

II. Dünya Savaşı’na kadar, özellikle Almanya’da kehribar tesbihler bebeklerin üzerine konularak dişlerinin acısız ve güçlü çıkması sağlanmaya çalışılırdı.

Litvanya’da halen birçok kadın, parlatılmamış kehribardan yapılmış kolyelerle guatrdan korunmaya çalışıyorlar.