Ünlü Andersen masallarının yazarı Hans Christian Andersen’ın hayat hikayesi, eserleri ve Andersen masalları hakkında bilgi.

Hans Christian Andersen; Danimarkalı yazardır (Odense 1805-Kopenhag 1875).

1819’da tiyatro aşkı yüzünden Kopenhag’a geldi, düşlerindeki başarılara ulaşamadıysa da öğrenimini sürdürmek ve liseyi bitirmek fırsatını buldu (1828), şiirlerini bir araya getiren ilk kitabı da bu sıralarda çıktı: Det Döende Barn (Ölen Çocuk) 1827. Gençliğinden başlayarak içinde yaşattığı tiyatro tutkusuyla oyunlar yazmaktan geri kalmadıysa da bir iki geçici başarıdan fazlasını elde edemedi, bu arada etkili birkaç romanı ilgi gördü, yankı yarattı: Improvisatoren (Doğaçtan) 1835; O.T. (1836); Kun en Spillemand (Bir Basit Kemancı) 1837; De to Baronesser (İki Barones) 1847; At-Vaere Eller Ikke Vaere (Olmak ya da Olmamak) 1847.

Bütün bu edebiyat ürünlerine karşın Andersen’i dünya çapında ölümsüz bir sanatçılığa yükselten başarı ise kaynağını hüzünlü mizacından, konu buluşlarından, folklor değerlerinden alan benzersiz masal ve öyküleridir: Eventry og Historier (Masallar ve Öyküler) 1835-1872.

Bu arada Avrupa’nın birçok yerini (Türkiye’yi de) dolaşmak fırsatını bulduğu için ilginç gezi kitapları da yazdı. Sonuçsuz kalan üç ayrı aşk bağlanmasının kırıklığını, yaşam güçlüklerinin beklenmez acılarını, yalnız yaşamının bütün hüzünlerini çok zekice yazılmış masallarının değişmez temeli olarak kullandı. Böylece Andersen Masalları çeşitli basımlarla gittikçe genişleyen okur kitlelerine ulaştı, bütün dillere çevrildi, çocuk dünyasına seslenir gibi görünmesine karşın bütün insanlara ulaşan konu özleri doğru tezleriyle bir edebiyat başarısı olarak zamana dayanan nitelikler kazandı.

Andersen Masalları, yazarın 1835’te ilk ürününü verdiği, 1872’ye kadar sürdürdüğü masal-öykü dizisi, önceleri çocuk edebiyatının boyut ve birimleriyle yaratılmış, zamanla yazarın yaşamının özelliklerini taşıyan kimlikler kazanmıştır. Eski efsanelerden, halk inanışlarından, belli bazı dünya yazarlarının konularından yararlanan yazar, çocuk yapısına uyan bir düşler dünyası yaratmış; hayvanları ve nesneleri kişileştirerek konuşturmuş; eserini simgesel ve alegorik değerlerle desteklemişti. Tek örneğin özetiyle yetinmek gerekirse imparatorun Yeni Giysileri öyküsüne bakılabilir. Birkaç dolandırıcı yalnızca aptalların göremeyeceği bir kumaş dokuyabilecekleri savıyla hükümdara çevresindekilerin yeteneklerini kolayca bilme olanağı verebileceklerini ileri sürer, bu söylentiyi de yayarlar. Herkes kendi içindeki kuşkuyla görmediği kumaşı över, aptal sanılmamak isteğiyle budalaca davranır. Sonunda kralın çıplak olduğu gerçeğini bir küçük çocuk görecektir: Onun saflığı, temizliği, kuşkudan uzak temiz ruhu… Andersen’in öyküleri pek çok resme, filme konu olmuş, değişik çe-virmenlerce Türkçeye de kazandırılmıştır.