Ferhat ile Şirin’in hikayesinin özeti. Ferhat ile Şirin kimdir, öyküsü hakkında bilgi.

Ferhat ile Şirin;

Evvel zaman içinde Mehmene Banu adında bir padişahın tek bir kızı vardı ve adına Şirin derlerdi. Henüz on üç, on dört yaşındaydı ve güzelliğiyle meşhurdu. Padişah Şirin için bir, köşk yaptırmak istedi Şehrin en meşhur mimarını çağırttı. Mimar köşkü yaptıktan sonra, süsletmek için, Bihzad adında çok usta bir nakkaş getirdi, Bihzad’ın bir oğlu vardı ve o da nakkaştı. Adına Ferhat derlerdi. Baba-oğul köşkü süslemeye koyuldular.

Şirin, ara sıra saraydan çıkıp Ferhat’ı görmeye geliyordu. Ferhat onu görünce aklı başından gidiyordu. Gene bir keresinde Ferhat böyle bayılınca Şirin onu yanaklarından öptü ve başucuna şu beyti yazıp bıraktı.

Bilmem melek misin cana yoksa ferişte
Heman aklım aldın efendim bir görüşte
Benim derd-i derûnumdan haberdar olmayan bilmez
Mahabbet bir belâ şeydir giriftar olmayan bilmez.

Ferhat aklı başına gelince kâğıdı okudu yeniden bir âh edip kendinden geçti.

Nihayet, köşkün nakış işleri bitti, mimarbaşı nakkaşlara izin verdi. Bu , sarada Şirin’in dadısı bunların sırrını öğrendi, gözetlemeye başladı. Bir gün Mehmene Bânû gezerken bir su başına geldi. Bu suyu saraya getirmek istedi ama, sarayla su arasında koskoca bir dağ vardı. Dağı delip suyu akıtmak gerekiyordu. Mehmene Bânû emir çıkarttı, bu suyu saraya akıtanın her istediğini yapacağını bildirdi. Ferhat “Ben yaparım” deyince onu Mehmene Bânû’ya getirdiler. Ferhat, mimarbaşıya iki demir külünk ısmarladı. Biri yüz batman, öbürü ikiyüz batman ağırlığındaydı. Ferhat işe başlayınca Mehmene Bânû ile Şirin de tahtırevana binip seyre geldiler. Ferhat onları görünce coştu. Her vuruşta dağdan hamam kubbesi iriliğinde taşlar kopardı. Kırk günde dağı deldi ve suyu akıttı. Bunun üzerine Mehmene Bânû onu saraya aldı. Şirin dadısını araya koyup, Ferhat’la küçük köşkte buluşuyordu. Bir cariye bunu Mehmene Bânû’ya gammazladı Mehmene, Ferhat’ı zindana attırdı. Ama, rüyasında kendisini tehdit ettiklerinden bir müddet sonra çıkarttı. Bin altın verdi. Ferhat paraları fakirlere dağıttı. Külüngiyle dağda kendine bir mağara kazdı. Aslanlar, kaplanlar gelip karşısında selâm dururlardı. Ferhat ise Şirin’i andıkça gözlerinden yaş verine^kan akardı.

Bir gün gene Şirin aklına gelince tahammülü kalmadı. Aslanları kap lanlan ve bütün hayvanlariyle yola çıkıp Ermen diyarına, Şirin’in şehrine geldi. Şirin de rüyasında bir ihtiyar adam görmüştü. Bu ihtiyar ona “Uyan da pencereden bak” diyordu. Bir de baktı ki Ferhat karşısında bir taş üzerinde oturuyor. Aklı başından gidip düştü bayıldı, Ferhat üzüntüsünden üstünü başını paraladı, çırılçıplak kaldı. Babasına haber verdiler, Geldi ı baktı ki oğlu bir sürü hayvan ortasında çırılçıplak oturuyor. Alıp eve götürmek istedi. Öteki gelmedi.

Ferhat’ın hali Nuşifevan’ın oğlu Husrev’in kulağına geldi. O zaman Hür müz Şah cihan şahıydı. Bir gün avda Ferhat’ın iniltilerini duydu. Yanına çağırttı. Macerasını anlattı. Bunun üzerine Hürmüz Şah Mehmene Bânûya savaş açtı. Mehmene Bânûya casus gönderdi. Dehşetli bu savaş oldu. Hürmüz Şah tarafından Behram adındaki kahraman Mehmene’nin askerini kırdı. İkinci gün Ferhat meydana çıktı, dövüşecek er diledi. Mehmene, Karun Pehlivan’a Ferhat’ı sağ tutması için emir verdi.

Üçüncü gün Hürmüz Şah’ın oğlu ve şehzadesi Husrev meydana geldi, af diledi. Savaş sonunda Mehmene’nin ordusu mahvoldu. Mehmene Şirin’i kaçırdı. Sonra da Ferhat’ın öldüğünü söyledi. Bunun üzerine Ferhat, yüz batmanlık külüngünü havaya atıp başını külünge verince canını Tanrı’ya teslim etti.

Şirin kendine gelince Ferhat’ın öldüğüne inanmadı. “Görmeyince inanmam” dedi. Ferhat’ı dağ gibi yerde cansız yatar görünce belinden hançerini çektiği gibi sapını Ferhat’ın göğsüne koydu. Bir âh edip ucunu kendi göbeğine dayadı. Üzerine düşüp tatlı canını bedeninden ayırdı. Hürmüz Şah bunlara acıdığından ikisini bir yere gömdürdü.