Destan Dönemi Türk Edebiyatı

destan

Edebiyat tarihlerinde zamana bağlı bir sınıflandırma olarak yer bulan “Destan Dönemi” sözüyle, destanların ortaya çıktığı zaman dilimi kastedilmektedir. Bu dönemde oluşturulan edebi ürünlerin sağlıklı değerlendirilebilmesi için o eserlerin oluştuğu dönemin zihniyeti hakkında bilgi sahibi olunması kaçınılmazdır.

Destanların şiirsel bir dille ifade edilişleri ve yazıya geçirilişleri, sonraki yüzyıllarda olmuşsa da destanlara konu olan ve gerçekleştiği farz edilen olayların gerçekleşme zamanları ve sözlü nakiller yoluyla yayılma dönemleri, ya tarih öncesi çağlar ya da tarihin ilk çağlarıdır. Bu çağlarda insan topluluklarının hayatlarına hakim olan en önemli unsurlar, mensup oldukları ırka özgü nitelikler etrafında şekillenmiştir. Birey olmanın, bireysel yaşamanın mümkün olmadığı, ancak bir arada bulunulduğunda kişilerin yaşamlarını sürdürmelerinin mümkün olduğu, yaşamı sürdürmenin fiziki güce bağlı olduğu bir zaman dilimidir “Destan Dönemi”.

Bütün destanların ama özellikle Türk destanlarının ortaya çıktığı zaman dilimiyle ilgili kesin bilgiler, bu tarihlerin çok eskilere dayanmasından ötürü son derece sınırlıdır. Yazıya aktarılamayan edebi ürünlerin korunmasının çok güç olduğu, göçebe bir yaşam süren Türklerin ilk yazılı metinlerinin Köktürk Abideleri olduğu, halbuki bu dönemden çok öncelere dayanan destanların da var olduğu düşünüldüğünde destanların ortaya çıktığı zaman dilimiyle ilgili bilgilerimizin niçin sınırlı olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Bu dönemle ilgili bilgilerimizin büyük bölümünün Köktürk dönemiyle ilgili olduğunu, bu bilgilerin günümüze ulaşmasında tarih kadar arkeolojinin ve tarihe yardımcı diğer bilimlerin, ayrıca Türklere komşu diğer milletlerin oluşturdukları belgelerin de yardımcı olduğunu belirterek “Destan Dönemi”nin bir kesiti olan Türklerin İslam öncesi zamanlarıyla ilgili olarak şunları söyleyebiliriz: Türkler, o zamanlarda Orta Asya’da göçebe şekilde yaşamış, yaşadıkları toprakların sınırlarını aşan büyük devletler kurmuş, hükümdarlarını “kağan” ya da “hakan” olarak adlandırmış, Köktengri inancını benimsemiş, şamanlara hayatın her alanında değer vererek onları bir çeşit bilge kişi kabul etmiş bir milletti. Türk toplumunda temel yaşam ihtiyaçları hayvancılık ve avcılıkla sağlanmıştı.