bale

Balenin Tarihçesi

Seyircilere sunulmak üzere hazırlanmış ve müziklendirilmiş edebi hikâyeleri, kuralları belirli akademik dans tekniğinin başka sanatsal öğelerle birleştirilerek sahnede sunulmasıdır. Bale, bir gösteri sanatı olarak, genellikle müzik eşliğinde, dekor ve sahne giysileriyle sunulan son derece stilize bir danstır, insan hareketlerinin belli estetik süzgeçlerden geçerek zengin anlatımlar kazanmasıdır. Bu düzeydeki insan hareketi izleyicinin iç dünyasını düşünsel ve duygusal açıdan zenginleştirir.

Dansın tarihi çok eskilere dayanmasına rağmen balenin başlangıcı 14. yy. İtalyasıdır, ilk kez Rönesansta düzenlenen görkemli şenlikler boyunca sergilenen oyunlarda görülür. Bir ilk Çağ teması üzerine, müzik eşliğinde şiir okuma, dans, mim ve şarkıyı çok zengin dekor ve giysilerle birleştiren bu oyunları, kraliyet ailesi üyeleri ve soylular sarayda oynamışlardır. Balenin doğumunda Fransız Baltet de Lour’un da büyük katkısı vardır.

17. yy.da görülen duraklamanın ardından dansa meraklı Fransa Kralı XIV. Louis’nin Kraliyet Dans Akademisi’ni kurması, oyun yazan Moliere ve müzik yapımcısı Jean Baptiste Luly’nin çalışmaları ile bale, bir gösteri sanatı niteliği kazanır. Fakat bu dönemde bale hâlâ aristokrat bir anlayışı yansıtmaktadır. Ancak 18. yy sonu ile 19. yy başlarında toplum, siyaset, sanayi ve sanat alanlarında görülen devrimler baleye de yansır. Böylece bale, eski rejimdeki sosyete danslarının etkisinden kurtulur. Özellikle Jean Georges Noverre’in balede yaptığı reform, günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Curlo Blasis gibi öğretmenlerce bale tekniğinin sistemleştirilmesiyle de bale, bugün de kabul edilen temel biçimine ulaşır.

19. yy.da romantik baleye duyulan yoğun ilginin ardından, balenin sanatsal düzeyi düşer. Daha sonra Çaykovski’nin “Uyuyan Güzel” ve “Kuğu Gölü” gibi bale repertuvarlarına damgasını vuran klâsik yapıtları, sahnelenerek yeniden akademik baleye dönülür.

20. yy.da balenin ilerlemesinde en önemli etkinlikleri Rusya üstlenir. Balerin Anna Pavlova ve Sergei Diaghilev bu dönemin önemli temsilcileri olurlar. Özellikle Diaghilev’in kurduğu “Rus Balesi” adlı toplulukta uygulanan çalışma düzeni; koreograf sahne tasarımcısı ve besteci arasındaki iş birliğini geliştirmiştir. Bu dönemin ünlü koreografları arasında Mikhail Fokine, Vaslav Nijinsky, Bronislava Nijinska, Leonide Massine ve George Balanchine sayılabilir.

Rus balesindeki gelişmeye paralel olarak batıda da baleye ulusal kimlik ve akademik disiplin kazandırmak amacıyla, yeni okullar ve topluluklar ortaya çıkar, İngiltere ve Amerika’da bale okulları oluşturulmaya başlanır. Danimarka’nın Kraliyet Balesi ve Leningrat’ın Kirovu ve Moskova’nın Bolşoy Baleleri, II. Dünya Savaşı sonrasında dünya kamuoyunda büyük yankılar uyandırdılar. Günümüz balesi, her tür dans üslûbunu içeren, diğer sanatlarla iletişim hâlinde, klâsik müzik yerine popüler müzikten ya da sessizlikten de yararlanılan, asgarî düzeyde giysinin kullanıldığı, soyut anlatımlar içeren bir sanat dalı hâline gelmiştir. Evrensel bir dil olan bale, artık herkesçe kavranabilir bir sanat olmuştur. Bale gösterilerinin artması, festivaller, televizyon, dans dergileri ve kitaplar, balenin sevilmesini ve son yıllarda çok yönlü bir sanat hâline gelmesini sağlamıştır. 20. yy.ın en büyük bale sanatçıları SSCB’li Rudolf Nureyev ve Mihail Barışnikov’dur.

balerinBale sanatı, Osmanlılar döneminde ilk kez Kanunî Sultan Süleyman zamanında topraklarımızda sergilenmiştir. Türkiye’nin ilk resmi bale okulu, 1948 yılı başında De Volois yönetiminde istanbul Yeşilköy’de açılmıştır. 1950’de Ankara’ya taşınan okul, Devlet Konservatuvarı’na bağlanmıştır. Konservatuvar öğrencileri ile gerçekleştirilen ilk bale, De Volois’in koreografisini yaptığı ve U. Cemal Erkin’in müziğini yazdığı “Keloğlandır. 1958 yılında Devlet Tiyatrosu ve Operası birbirinden ayrılmış, İstanbul Belediye Konservatuarında bale bölümü, Olga Nuray Olcay tarafından kurulmuştur. Yasal olarak Devlet Tiyatrosu’na bağlı olan opera ve bale toplulukları, 27 Mayıs 1960’tan sonra bütünüyle Devlet Tiyatrosu bünyesine alınmıştır. 14 Temmuz 1970’te yürürlüğe giren bir yasayla da opera ve bale topluluklarının Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğüne bağlılığı sona erdirilerek “Devlet Opera ve Balesi” bağımsız bir genel müdürlük olmuştur, İstanbul ve Ankara’nın ardından, Devlet Opera ve Balesi’ne bağlı üçüncü topluluk, 1982 yılında İzmir’de kurulmuştur.

Günümüzde Türk bale toplulukları, Türk dansçı ve koreograflarla, klâsik bale repertuvarlarında yer alan yapıtların hemen hemen tümünü sahneleyerek büyük atılımlar gerçekleştirmiş ve “Ulusal Türk Balesi”ni yaratmışlardır.